26
Kasım 1919'da Osmaniye Askeri Valisi Guvarnör Andre Kahramanmaraş'a
geldi. Fransız ve Ermeniler coşkun bir törenle Guvarnör Andre'yi
karşıladılar. Ermeniler ellerinde Fransız bayrakları olduğu halde,
"Yaşasın Ermenistan, Yaşasın Fransa" gibi sloganlar atarak Yüzbaşı
Guvarnör Andre'nin şehre girişine eşlik ettiler. Ermeniler, Yüzbaşı
Andre'nin gelmesinden iyice cesaret aldılar. Ermenilerin bu çılgın
şimarıklıkları karşısında Kahramanmaraşlılar iyice coşmuş,
şahlanmaya hazır hale gelmişlerdi.
Ermeni ve Fransız topluluğu
Hükümet binasının önüne kadar geldiler. Yüzbaşı Andre kendisine
ayrılan odaya girdi ve bayrak meselesi üzerinde talimat vererek,
kaleye bundan böyle Türk Bayrağı'nın çekilmemesini istedi. Ermeniler
Yüzbaşı Andre'yi ziyarette bulundular. Andre, o gün çeşitli ziyaret
ve görüşmelerden sonra Hırlakyanlar'ın konağına gitti.
Ermeniler, Türklerin
Guvarnör Andre'nin davetine gelmemelerine çok bozuldular. Bunu
kendilerine göre; Türklerin bir hakareti saydılar. Türk Bayraklarının
indirilerek, yerlerine Fransız bayrağının çekilmesinin düşüncesi her
tarafa yayıldı. Fransızlarda bu anı düşünüyorlardı.
Fransız komutanının emri
ile hükümet konağındaki Türk bayrağı indirildi, ama Kale'deki Türk
Bayrağı dalgalanıyordu. 0 gece Ermeni Hırlakyan'ın evinde Guvarnör
Andre şerefine bir ziyafet ve eğlence yemeği tertiplendi. Yemek ve
eğlence esnasında Hırlakyan'ın ilgi çekici ve güzel iki torunu olan
Virjini Helena ve Victor geceye renk katıyordu. Yüzbaşı Andre Virjini
Helena ile tanışarak, onu dansa davet etti. Virjini Helena "Aziz
Guvarnör şerefine dansetmek isterim, ancak, ne Fransız ne de Ermeni
bayrağının bulunmadığı bir yerde dans etmeyi sevmem. Kahramanmaraş
Kalesinde Türk bayrağı yerine Fransız bayrağı gördüğüm zaman olur"
diye dans teklifini reddetti.
Virjini Helena'nın bu dişi
yılan sözüne kulak veren Andre, askerlere emir vererek, kaledeki Türk
Bayrağı'nın indirilmesini istedi. 0 sırada kalede 5 Türk ihtiyat
askeri vardı. Kaledeki diğer tüm asker Fransız olduğundan, Türk
askerleri ses çıkaramıyorlardı.
27 Kasım 1919 Perşembe günü
gece yarısı, Türk Bayrağı Kahramanmaraş Kalesinden indirilerek bir
kenara bırakıldı. 28 Kasım 1919 Cuma günü Kahramanmaraşlılar kaledeki
Türk bayrağının indirilmiş olduğunu gördüler.
Kalenin yakınında evi olan
Kısakürekzadelerden Avukat Mehmet Ali Bey, olayı görür görmez, hasta
yatağında hemen bir bildiri hazırlayarak çoğalttı. Sabah namazında
bütün camilere ulaşan bildiri okundu ve Kahramanmaraş'a bir anda
yayıldı.
Halk bu durumdan bir anda
çok tedirgin oldu. Duyan herkesin tüyleri kabardı ve halk adeta
şaşkına döndü. Adeta patlama noktasına gelen Kahramanmaraşlılar bir
işaret bekliyorlardı.
HalkIn heyecanInI artIran
duyurunun esasI şuydu:
"Ey Necip Osmanlı Milleti,
vaktine hazır ol. Binüçyüz seneden beri Hz. Allah'ı ve Peygamber-i
zişanını hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı
pahasına fethettiği bir kalenin burcundaki alsancağın, bugün
Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bayrağı konuldu. Şimdi
acaba yerine koyacak, sende birkaçyüz illam gayreti hiç mi yok?
Karışıklık arzu etmeyelim yalnız pürvakar ve azametli olarak o
alsancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemal-i muhabbetle
yerlerimize dönelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız
kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah'a mevcudiyetini
gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti hatta bütün Fransız
milleti kıramaz buna emin ol"
Bu bildiriyi okuyan ve
duyan Kahramanmaraşlılar akın akın Ulucami'ye toplanmaya başladılar.
Namaz vakti geldi. Ezan
okundu. 1000 civarında bulunan Cemaat Namaz'ın sünnetini kıldıktan
sonra,
Ulu Camii imamı Rıdvan Hoca minbere çıkarak hutbeye başladığı sırada
dışarıda bir gürültü koptu. Şerbetçioğlu Mehmet "Sancağı çıkarın" diye
bağırırken gürültü içeriden duyuldu. İçerde de "Bayraksız namaz
kılınmaz" sesleri işitildi.

Buna Rıdvan Hoca'nın "Hürriyeti
olmayan bir milletin Cuma Namazı kılması caiz değildir" sözü de
eklenince, cemaat minberdeki sancağı alarak dışarı çıktı. Bu sancağın
altında toplanan insan seli kaleye doğru akarken,
yerinden gidemeyen ak sakallı bir
yaşlı dede de "Haydin Babam, vatan kavgasıdır, Din kavgasıdır bu"
diyerek Kahramanmaraşlı cemaati dahada coşturdu.
Kalede bulunan Fransız jandarmaları, silahlı bir çatışmayı göze
alamayarak arka kapıdan kaçtılar. Tekbir ve tevhit sesleriyle kaleye
ilk ulaşanlardan Zalhocaoğlu Osman (Osman Erşan ), bir kenara atılmış
olan Türk Bayrağı'nı hürmetle öpüp başına koyduktan sonra tekbir
sesleri arasında onu eski yerine astı. Bazılarının beraberinde
getirdikleri bayraklara gerek kalmamıştı. Cuma namazı toplu olarak
Bayrağın gölgesinde eda edildi. Birkaç el silah atılarak bayrak
selamlandı ve sevinç gösterisinde bulunuldu. Kin ve nefretten ağlamayı
unutmuş olan gözlerden sevinç gözyaşları akıyordu.
Mahalle evlerinin
pencerelerinden bu muhteşem olayı izleyen Türk kadınları ve çocukları
da sevinçten gözyaşlannı tutamadılar. Bu arada bütün Ermeni ve
Fransızlar, Türk'ün bu azim ve kararlılığı karşısında şaşırıp
kaldılar. Dirençleri tamamen kırıldı.
Kaleye çekilen
Türk Bayrağı Kahramanmaraşlıların heyecanını yatıştırmaya yetmedi.
Halk heyecan içinde hükümet konağının önüne geldi. Orada Mutasarrıf
Ata Bey ve Guvernör Andre ile karşılaştılar ve onlarla tartışmaya
başladılar. İşte bu sırada Guvernör'ün Ermeni tercümanı Vahan söze
karışarak "Bir bez parçası için bu kadar gürültü çıkarmaya ne lüzum
var" deyince halk hiddetle tercümanın üzerine yürüdü. Bunun üzerine
Guvernör'ün Yaveri İshak kamasını çekerek halka hücum etti. Kayabaşı
Mahallesi'nden Nacar Ahmetoğlu Mehmet yaverin bir şey yapmasına fırsat
vermeden elindeki kamayı aldı. Kocabaş Hacı Nacioğlu Mahmut da yaveri
bir güzel dövdü. Guvernör Andre silah kullanmamaları için Fransız
Jandarmalarına emir verdi ise de Türk jandarmaları ellerini daha çabuk
tutarak süngü taktı ve vuruşmaya hazır oldu. Mutasarrıfın müdahalesi
ile o an için vuruşma önlendi. Bu olay Fransızları hem sinirlendirdi
hem de daha tedbirli olmalarını sağladı.

Ertesi gün dükkanlar, çarşı ve pazar
açılmadı. Guvernör yanına tercümanını da alarak sokağa çıktı. Amacı
şehri dolaşarak Türklerle konuşmak, halkın nabzını yoklamak ve
kamuoyunu sakinleştirmekti. Nakip Camii önüne geldiğinde Aşıklıoğlu
Hüseyin adındaki gençle karşılaştı. Aralarında özetle şu konuşma
geçti:
Guvernör Andre:
"Bir bez parçasından başka bir şey olmayan bayrak için dün bu kadar
gürültü yaptınız. İstesem hepinizi yok edebilirdim, yapmadım. Yarın
top tüfek kullanacak olursam ne yaparsınız? Çoluk çocuğunuza acımıyor
musunuz?"
Aşıklıoğlu Hüseyin:
"Ben anamdan doğdum kalede bayrağımı gördüm. Ölünceye kadar da
göreceğim. Biz bütün Türkler böyleyiz. Onu görmemek için ya kör olmak
ya da ölmek lazım. Kör değilim. O halde onu görmezsem öldüm demektir.
Hem bilir misiniz, bayrak için ölmek bizde şehit olmaktır ve en büyük
şereftir. Yalnız ben değil, küçük-büyük, kadın-erkek bütün
Kahramanmaraşlı Türkler, her Cuma sabahı
uyanınca ilk önce kaleye
bakar, bayrağımızı görürüz. Yaşadığımızı anlar ve Allah' a şükrederiz.
Sen bizi topla tüfekle susturacağını sanma. Bir gün senin silahlarınla
karşılaşacak olursak, biz çoluk çocuğumuza top tüfek sesi duyurmayız.
Önce onları biz öldürürüz, sonra evlerimizi ateşe veririz. Arkamızda
bekleyenimiz, ağlayanımız kalmadıktan ve şehir kül olduktan sonra da
karşına çıkarız. O zaman istersen bütün dünyanın silahlarını getir,
bizi ölümden korkutamazsın."
Aşıklıoğlunun bu konuşması daha sonra
mücadele parolasının kaynağı olacaktır.
"Maraş bİze
mezar olmadan, Düşmana gülzar olamaz."